Ana sayfa Kültür & Sanat Star Wars Last Jedi Bildiğimiz Evrenin Sonu

Star Wars Last Jedi Bildiğimiz Evrenin Sonu

24
0
PAYLAŞ

Star Wars serisinin son halkası, merak ve beklenti içindeki izleyicileriyle buluştu. Disney imzalı üçüncü Star Wars filmiyle ilgili gerçeklerin konuşulması lazım…

Sosyal medya sağ olsun artık Star Wars ile ilgili her yazıya serinin sinema tarihindeki önemini anlatacak bir kısımla başlamaya gerek kalmadı. Özellikle The Force Awakens için yapılan müthiş reklam çalışmaları sayesinde, Star Wars’tan nefret eden kitle bile koşa koşa filmi izlemeye gitti.

Disney’in 4 milyar dolar gibi ufak bir bedelle George Lucas’ın ömürlük çalışmalarını satın almasıyla birlikte şişirilmiş reklam çalışmaları da başladı. Bir kısım sosyal medya kullanıcısı 4 milyar dolar Star Wars ve tüm Lucas şirketleri için çok ya da az diye bir birini yerken, serinin hayranları endişeli gözlerle gelişmeleri inceliyordu.

Star Wars serisiyle Disney yapımları arasında devasa ton farkları vardı. Üstelik Disney şirketinin çok parçalı devasa yapısı içerisinde Darth Vader ve Mickey Mouse yan yana gözükür mü? Yeni filmler çocuklara mı hitap eder? Gibi sorular kendine fanatik diyen herkesin aklında dolaşıyordu.

Disney’den İlk Yaralayıcı Darbe

Öte yandan seri babasını kaybettiği için evren bütünlüğü, 30 küsür yıldır yazılan hikayelerin tamamlayıcılığı gibi bir çok önemli detayla ilgili açıklamalar bekleniyordu. Malum, Star Wars sadece bir film serisi olmaktan 1980 itibariyle çıkmıştı. Artık oyunlar, kitaplar, çizgi romanlar, animasyon dizileriyle birlikte sürekli büyüyen ve yaşayan devasa bir marka vardı karşımızda.

Bir yandan da hikayelerde klasik üçleme karakterleri çoluk çocuğa karışmış yepyeni düşmanları çoktan yenmiş neredeyse emekli olacak dönemlerdeydi. Disney bu tartışmaların hepsini kısa bir cevapla kesti.

30 yıldır sevdiğiniz okuduğunuz her şeyi sildik. Duruma göre gözden geçirip bazılarını kendi üslubumuzla geri getireceğiz. Belirli yaşın üzerindeki Star Wars fanatikleri için isyan bayrağı çekilmişti.

Force Awakens Yani Dağ Fare Doğurdu 

Boykotlar tepkiler vs derken Disney devasa bir pazarlama kampanyasıyla, The Force Awakens’ı yüzyılın filmi gibi piyasaya sürdü. Bölüm 7, geriye kalan filmleri izledikten sonra herkesin hayal ettiği evrenden çok farklı bir yapıya sahipti. Öte yandan da A New Hope hikayesinin alıp modernize hale getiren senaryosuyla eleştirmenlerin diline düştü.

Han Solo gibi sinema tarihine geçmiş bir karakterin ölümünü izlemek herkesin canını sıktı. Öte yandan Luke Skywalker bilmecesi, yeni üçlemenin içine eklenen Rey kim?, Snoke nereden çıktı? Kylo Ren adam olur mu? Mara Jade’i görebilir miyiz acaba? gibi soruların cevaba için The Last Jedi büyük bir umut ve merakla bekleniyordu. Film gösterime girdi bu kadar beklemeye değdi mi?

Star Wars evrenin ölümü 

Not: Buradan sonrası eleştirileri rahat yapmak için sürpriz bozan (spoiler)içeriyor filmi izlemediyseniz okumamanız faydalı olur.

Mark Hamill, sadece sinema tarihinde değil, seslendirme ve oyunlardaki performanslarıyla tarihe geçmiş bir geek efsanesi. Dünya tarihinin tanıdığı ilk Star Wars kahramanı. Bir çok açıdan ilk Jedi (düello, force kullanımı eğitim vs). Kronolojik sıraya göre tabii bu saydıklarımın önemi pek kalmasa da sinema tarihinde, modern mitoloji karakteri, kahraman, isyancı, iyiliğin ve azmin zaferi olarak anılan Luke Skywalker.

J.J Abrams’ın gizem yaratma huyunun bu evrendeki ilk kurbanı. Force Awakens zamanını hatırlıyorum da, Abrams sağ olsun 1977’den bu yana ortalarda gezen Luke Skywalker’ın adını zikredenler sürpriz bozan (spoiler)verdiği için dijital lince maruz kalıyordu.

Luke Skywalker yıllardır, kanlı canlı gücünün zirvesinde görmek istediğimiz ilk Star Wars kahramanı. Beklentiler yüksekti. The Last Jedi, farklı senaryosu ve çekim teknikleriyle çok iyi bir filmken Star Wars evreni içerisinde garip bir yerde duruyor.

Tüm kitaplar, filmler ve çizgi romanlardan oluşan devasa evrende özel bir nokta oluşturma şansı olan The Last Jedi, büyük fırsatlar kaçırmış. Bunun bir kaç nedeni var. O kadar basit nedenler ki, işten biraz anlayan biri için kızmamak imkansız.

Disney, George Lucas’tan Star Wars haklarını aldığı zaman, serinin danışmanı ve patronu olacağını söyledi. Abrams ile hem Mark Hamill hem de George Lucas ile iyi geçinemediği için onların projedeki söz haklarını kesti.

George Lucas’ın Force Awakens galasında kendisiyle röportaj yapanlara “Bu benim hayal ettiğim evren değil. Bana hiç bir şey sormadılar” laflarından sonra ortalarda pek görünmediğini de hatırlayalım.

Disney, Marvel evreninde yaptığı gibi başarı formülleri garanti bir Star Wars evreni yaratmak istiyordu. The Last Jedi’ın zaten alt metni de bu. Geçmiş ölsün, geçmişi unuttun. Bırakın geçmişteki her şey silinsin repliklerini sık sık duyuyoruz.

Filmin sonu itibariyle, 7 filmlik evren bir soft reboot ile sıfırlanıyor.

Beklentilerin Dışında Bir Film 

Mark Hamill’in verdiği röportajdan bir iki örnek aslında Disney’in yeni stratejilerini de gösteriyor. Hamill ilk önce George Lucas’a hiç bir şey danışılmamasından şikayetçi. Diğer sorun, kendine gösterilen ilk senaryoya verdiği ilk tepkiyle biraz çözülmüş. The Last Jedi’in orijinal senaryosunda Luke o kadar kötü durumdaymış ki, Hamill “Bu Luke değil. Gösterdiğiniz karakter çok mantıksız. Luke her zaman hatalarını düzeltir, pes etmez. Bu hale geldiyse mantıklı bir alt yapı lazım. Bunu da sunmuyorsunuz” diyerek isyan etmiş.

Abrams’a göre daha dinlemeyi seven Rian Johnson, Mark Hamill’ini isteklerine göre senaryoyu yumuşatmaya başlamış. Aslında Bölüm 7-8-9 bir jenerasyon geçiş filmi olacaktı. Kimse, Luke’un Leia’nın ve Han Solo’nun başrolü çalmasını beklemiyordu. Ancak yıllardır beklediğimiz bu karakterlerin daha önemli işler yapmasını istiyordu.

Zaten Lando gizemli şekilde ortadan kaldırıldı. Kendisinin neler yaptığını bile bilmiyoruz. Bu üç karakterden, gelişimlerini mantıklı olarak sürdüren tek kişi Leia. Carrie Fisher’in son rolü sinema tarihine geçecek kadar duygusal, güçlü ve yol gösterici. Tıpkı Luke’un da olması gerektiği gibi.

Carrie Fisher bir yandan elindeki bir grup askerler Direniş’i sürdürürken, yaşadığı acılarla birlikte olgunlaşmış bir ruh olarak çevresine umut ışığı oluyor. Filmdeki neredeyse her karakterin kendini geliştirmesi için yol gösteriyor.

Direniş’in zor durumunda, İlk Düzen’in intikam hırsıyla birlikte temposu düşmeyen müthiş bir kovalama kurgusu var filmde. Leia yıldız koltuğunu doldururken gözler Luke Skywalker’a dönüyor.

Luke Skywalker: Hayaller, Hayatlar

Luke ise, Bölüm 7’in merak uyandıran bitiş sahnesinden sonra sinema tarihinin en büyük trollüğünü yapıyor. Luke hayata küsmüş, Rey’i istemiyor. Sadece sorun Rey değil, gezegenden dahi ayrılmamaya kararlı. Ölümüyle birlikte Jedi’lığın sonu gelmesini istiyor.

Buradaki senaryo mantıklı çünkü ilk Jedi tapığına gidip orada okuduğu belgelerde de Star Wars evrenini iyi ve kötü güç kullanıcıları arasındaki hesaplaşmalar yüzünden acı çektiğini görmüş. Güç kullanan birileri olmadan evrenin daha huzurlu olacağını düşünüyor.

Bu fikri The Dark Knight filminde, Batman’siz daha iyi bir Gotham olacağını anlatmasına benzetebiliriz. Luke’da bir nevi evrenin kaderini Leia, Han ve Chewbacca’ya bırakmış. Tabii bunu açıkça söylemiyor iyi bir sinema izleyicisi olarak biz anlamaya çalışıyoruz.

Luke, Ben Kenobi gibi temkinli bir karakter değil. Aynı zamanda Yoda gibi huysuz ihtiyar da değil. İntiharın eşiğinde bir insan haline gelmiş. Filmdeyse mantıklı bir açıklama yok gibi. Luke adaya gidip Jedi’lığın geçmişini araştırdığında zaten güç ile olan bağlantısını kesmiş.

Kısacası, Han Solo’nun ölümü, İlk Düzen’in evreni ele geçirmesini, dostlarının ikiz kardeşinin zor durumunu filan hissetmiyor. Öte yandan bir tarihçi gibi kadim Jedi’ları, 1-2-3 döneminde yapılan hataları, kendi dönemindeki hataları mantıklı şekilde değerlendirebiliyor. Burada bir çelişki var. Jedi’ların kibirleri yüzünden Darth Sidious’un yükselişini engellememesine bile kızgın.

Peki, Luke’u temsil eden azim, optimistlik, kahramanlık, her olaya iyi niyetle bakma özellikleri nereye gitti? Rey, bu filmde 4-5-6’da gördüğümüz Luke’un tüm özelliklerine sahip. Öyle bir karakter ki, Luke’a tipi de benziyor hayatı ve karakteri de. Ama Luke ile hiç bir akrabalığı yok.

Karanlık Yükselmemek İçin Her Şeyi Yapıyor 

Luke ile Chewbacca konuşuyor yine karakter düzelmiyor en sonunda R2 biraz sövüyor ve ona gazı veriyor. Yine de Luke Skywalker filmin sonuna kadar bambaşka bir adam. Old Man Logan’daki gibi karakterin devamı da değil. Darth Vader ve Anakin gibi bölünmüş bir karakter de değil. Bayağı Mark Hamill’in efsane oyunculuğunun altında ezilmiş birisi.

Korkak demek yanlış olur sadece bencil ve her şeyden bıkmış. Evrenin durumunu öğrendiği halde bile tekrar Güç ile bağlantısını kurup Jedi olması bile uzun sürüyor. Yeni serinin en büyük sorunlarından birisi bu. Eğer Bölüm 7’de bu sahneleri görseydik, Luke’un tekrar inancını kazanması konusu olsaydı hem Bölüm 4’ün kötü bir kopyasını izlemeyecektik hem de senaryo hataları azalacaktı.

Rey ise, Luke’u görünce şımaran bir kız çocuğu gibi davranıyor. Han Solo yanında ağır başlı ve arayış içerisindeki kız, babasına şımaran piremses modunda. Luke’un yapma dediği her şeyi yapıyor.

İlk Düzen iki filmdir güçlü bir tehdit olduğunu bir türlü gösteremedi. Direnişi köşeye sıkıştırmış ama kedi fare oyunundan öteye gidemiyor. Aksiyon ve kurguda ağzımız açık izlerken bu sahneleri senaryo olarak İlk Düzen’in ciddi sıkıntıları var. Tüm o teknolojiye rağmen ciddi bir tehdit oluşturamıyorlar.

Bir önceki filmde tüm Cumhuriyet yönetimini yok ettiler. Ona rağmen evrenin sahibi değiller. Kimsenin umrunda bile değiller. Sadece Leia’nın Direnişçi grubu onları ciddiye alıp saldırıyor.

Snoke Teorileriniz Bu Senaryodan Daha İyiydi 

Kylo Ren, Star Wars hayranlarının sosyal fobiler yaşayan versiyonundan esinlenmiş bir karakter. Yani fobilerinin yenmek için Darth Vader gibi davranıyor kötü olmak için motivasyonları çok az. Ama tüm o duygusal ve hayalperest yanını kullanırsa herkesin kendini küçümseyeceğini sanıyor.

Bu filmde biraz daha az Emo yine de hikayedeki rolü sadece zorla ön plana çıkmak. Abrams’ın büyük gizemi Snoke’a gelelim. İlk Düzen’i kuran, kadim Sith değil ama karanlık tarafta çok güçlü vs vs vs. Yıllardır gerçekte kim olduğuyla ilgili teoriler dönüp duruyor.

Bu teorilere gülüp geçiyorduk ama filmdeki halini görünce aslında bir çok fanatiğin daha iyi şeyler bulduğunu gördük. Snoke, Game of Thrones’ta ölmek için yaratılmış karakterden farksızmış. Büyük tehdit gibi gelip, önemsiz şekilde Star Wars evreninden gitti.

Snoke’un hiç bir önemi ve geçmişi yok. Çünkü Rian Johnson ve Disney The Last Jedi ile, Force Awakens’ı da kapsayan bir soft reboot atıyorlar.

Andy Serkis’in müthiş performansı ve karakter tasarımı bir anda çöpe gidiyor. Kylo Ren’in, Darth Maul ve Darth Vader kadar sevilen bir karakter olmaması pazarlama departmanını endişelendirmiş. Torpil ile yükselen gençler gibi adamın önünü açmak için senaryo zayıflatılıyor.

Snoke’un ölüp gitmesi sorun değil aslında. Bunun oluş şekli çok görkemli olabilirdi. 2017 yılında yaşıyoruz, sinema teknolojisinin zirvesindeyiz. İlk üçlemenin çekildiği dönemdeki gibi, hayalgücünü sınırlandıran teknik zorluklar yok. Rey ve Kylo Ren aynı anda Snoke ile savaşsa bu şekilde ölse hem Kylo Ren şanlı bir zafer kazanacak hem de Snoke hikayede görkemli bir veda edecekti.

Game of Thrones Etkisi 

Star Wars her zaman tek filmlik karakterleriyle ünlü oldu. Darth Maul gibi tasarım harikası bir karakter geldi ölüp gitti. Jango Fett geldi öldü. Tarkin geldi öldü, Grevious geldi öldü. Jabba sinema versiyonunda ekranda gözüktüğü gibi öldü.

Kısacası daha etrafta Game of Thrones yokken, Star Wars evreni ana karakterlerini öldürmekte çok cömert davranıyordu. Ancak bu karakterlerin hepsi, senaryodaki bir görevi tamamlayıp öldüler.

Darth Maul, Sith’lerin geri dönüşünü gösterdi 1000 yıllık uykuyu bozdu. Tarkin, İmparator’luğun kibrini temsil ediyordu ve klasik üçlemede Asi İttifakı’nın zaferi neden kazandığını mantıklı hale getiriyordu. Grevious bir savaşın bitişi için gerekliydi. Jango Fett’in ölümüyse bir savaşın başlangıcı için.

Peki bu filmde Admiral Ackbar, Snoke, Admiral Hando gibi bir çok karakter ise bir göz kırpıncaya kadar sırf şok etkisi yaratmak için ölüyorlar. Bu işte Game of Thrones formülü. Mor saçlarıyla Star Wars evreninden çok dünyamızdaki bir karakter gibi davranan yeni Amiralimiz sadece ölmek için filmde yer almış.

Bu kadının oyuncağı ya da figürü de satılmaz çünkü mor elbiseli bir kadın. Leia ya da Padme gibi savaşa bire bir de girmiyor. Bu kadının görkemli ölüm sahnesini bari Admiral Ackbar’a verseydiniz de İş Savaş kahramanı ünlü karakterimiz ekrana düzgün şekilde veda etseydi.

Zaten Ackbar’ı canlandıran oyuncuyu da geçen sene kaybetmiştik.

Star Wars’tan Çok Dune Etkisi 

Dune her zaman Star Wars filmlerinde önemli bir etkiye sahipti. Geleceği gören ana karakterler, doğumda ölürken ikiz çocuk doğuran seçilmiş kişinin eşi. Galaktik İmparatorluk. Çöl gezegeniyle başlayan mitoloji. Evreni yöneten tarikatlar gruplar gizemli düşmanlıklar.

Gezegen yok etme cezası gibi sayısız örneği Dune’dan Star Wars’a optimist bir bakış açısıyla aktarıldığını görebiliriz. Dune kurgusal bir evrende kahramanların giderek kötüleştiği ilk eserlerden biri. Bilim kurgu ve fantastik denilince akla gelen “Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar” konsepti Dune’da yok. Büyük zaferler kahramanlıklar kazanan karakterler bir sonraki kitapta, uyuşturucu bağımlısı, bunalımda ya da karamanlık niteliklerinin hepsini kaybetmiş durumlarda karşımıza çıkıyor.

Star Wars ise tam tersi, her zaman umut ve azimi ön plana çıkarıyordu. Son üçlemede Dune’dan müthiş bir esinlenme var. Öyle ki, Tanrı İmparator ve Altın Yol konsepti birebir filme aktarılmış gibi.

Bir önceki filmde büyük kahramanlıklar gösteren Finn ve Poe bile bu filmde dengesiz hale gelmişler. Filmdeki tek rolleri, büyüklerinden destek alıp ana karakter rütbesine yükselmeleri. Force Awakens’ta zaten rüştlerini ispatlamışlardı.

Luke Skywalker’ın Harcandığı Film

Yazı uzun oldu buraya kadar geldiyseniz aynı fikirleri paylaşıyoruzdur demektir. Luke Skywalker sinema tarihine altın harflerle geçmiş bir karakter. Seyircilere vedası da görkemli olmalıydı. Disney ve Lucasfilm’in bunu yapabilecek müthiş teknolojileri var.

Bunun yerineyse, anlamsız bir ölüm seçtiler. Luke Skywalker’ın ölmesi sorun değil malum Hayalet olabiliyor Jedi’lar. Yıllardır gücünün zirvesinde ve günümüz sinema teknolojisinin nimetlerini kullanan bir Luke hayal ettik.

Disney’in sıfırladığı Genişletilmiş Evren hikayelerinde Luke tarihin en güçlü Jedi’ı oluyordu. Şimdi o hikayeler yok. Elimizde Luke’un ulaştığı potansiyelle ilgili bir şeyler de yok. Gözlerimizi dolduran bir kardeş buluşması ve Deus Ex Machine’nin en iyi örneği sayılacak görsel şov ile filmin son sahnesine adım atan Luke harcanıp gidiyor.

Kendisi güç ile kendini başka bir gezegene yansıtırken, Kylo Ren’in kendini sorgulaması için bir çabası da yok. İlk Düzen ordusuna zarar da vermiyor. Üstelik ölmesi için gerçekçi bir sebepte yok.

Annesi gibi zorlama bir sebepten dolayı aramızdan ayrılıyor. Görsel olarak etkileyici bir sahne olsa da Luke Skywalker için yeterli değil. Üstelik bu ölüm sahnesi Dune’daki Altın Yol konsepti gibi. Luke’un son şovu evrende yeni Güç kullanıcılarının ortaya çıkmasını sağlıyor.

Neler Değişti ve İyi Yönler?

Bu filmle birlikte, Leia ilk kez tam anlamıyla güç kullanıp Skywalker soyunun önemini bir kez daha gösterdi. Hayaletlerin sadece konuşup durmadıklarını fiziksel olarak da müdahale yetenekleri olduğunu gördük. Bu aslında Luke Skywalker ve sonraki gelecek hikayeleri için olumlu bir gelişme.

Lucas’ın evreninde Jedi hayaletleri sadece bilgeliklerini paylaşan karakterlerdi. Artık fiziksel olarak da bir şeylere karışabiliyorlar. Rey’in anlamsız güçlerinin aslında Güc’ün dengesiyle ilgili olduğunu öğrendik. Bu da olumlu bir gelişme. Güç bir tarafta dengesiz şekilde ön plana çıkınca, karşısına yeni bir karakter çıkarıyor.

Özetle Kylo’nun çok güçlenmesi bir nevi Rey’in ortaya çıkışını sağlamış. İlk kez ışın kılıcı dışında düellolar da gördük. Genişletilmiş evrende sık sık gördüğümüz bir olayların filme yansıması da olumlu gelişme.

Artık Star Wars evreninde kadim Jedi öğretileri yok. İlk üçleme bir şeyi başarmak için sıkı bir eğitim ve sabır gerektirdiğini  bize anlatmıştı. İkinci üçleme doğuştan yetenekli olsan bile kibir yüzünden her şeyini kaybedeceğini gösteriyordu. Yeni üçlemeyse eğitime gerek yok kafana göre takıl konsepti üzerine kurulu.

Captain Phasma ile ilgili eleştiriler yüzünden karakter ölümden döndü. Yine hiç bir şey yapamadan öldü. Çok fazla karakter yaratıp tek filme sıkıştırılmaya çalışılınca böyle olumsuz sonuçlar yaşanıyor.

Yeni üçlemenin en büyük gizemlerinden biri olan Snoke gerçekten komik şekilde öldürüldü. Karakterin geçmişi ve önemiyle ilgili elimizde hiç bir bilgi yok. Disney burada, önümüzdeki yıllarda satacağı çizgi roman ve kitaplara odaklanıyor.

Kylo Ren, Darth Vader’ın tam tersi yolda ilerliyor gibi. Son filmde sürprizler görebiliriz ya da hiç görmeyebiliriz.

Luke Skywalker ise yeni serinin harcanmış altın yumurtlayan tavuğu. Yönetmen bir çok röportajda Luke’u öldürmezsek yeni karakterlere yol açamayız ve hikayede zorlanırız diye itirafta bulundu.

Mark Hamill ise, bir çok röportajında fanatiklerden özür diler gibi “böyle olmasını istemedim” diyor. Öte yandan kulislerde Hamill’in karakterin öleceğini bilmediğiyle ilgili dedikodular dönüyor.

Sanki Force Awakens hiç yaşanmamış gibi, akıllardaki sorularla dalga geçiliyor. En önemlisi ise son iki filmdir esas konuyu öğrenmek için röportaj takip etmek zorunda olmamız büyük eksiklik.

Bir film zaten derdini görselliği, senaryosu ve dialoglarıyla anlatır. Bunu film bittiğinde anlamız gerekir. Luke’un anlamsızca ölümü, Rey’in ailesinin ayyaşlar olması vs vs bir sürü sahne için yönetmen ayrı açıklama yapmamalı. Bu zaten filmin başarısız olduğunu gösterir.

Star Wars sevenler aynı Mark Hamill gibi filmden kalbi kırık ayrılıyorlar.

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorum girin.
Lütfen isminizi yazın