PAYLAŞ

Sürücüsüz arabalar olarak da bilinen otonom arabalar, çevresini algılamak için sahip olduğu çeşitli sensörler ile insan müdahalesine gerek duymadan özerk bir şekilde hareket etme kabiliyetine sahip otomobillere verilen genel isimdir.

Son yıllarda kara yolu ulaşımının güvenliğini ve konforunu arttırmak amacıyla firmaların otonom araçlar üzerinde çalıştığını biliyoruz. Google’ın otonom aracı bu konuda ilk yapılmış çalışmalardan birisi olup oldukça popülerdir. Peki havacılık sektöründe uzun yıllardır kullanılan bu sistemin otomobillere uygulanmasındaki engel neydi?

Karayollarındaki sistem havayollarına göre daha karışıktır. Bu durumu çözmek için en önemli çalışmalar navigasyon ve yönlendirme algoritmasının konum tahmini ve yol planlaması iyileştirmesi üzerine yapılmaktadır. Yönlendirme biriminin karar vermesi açısından hız durumu ve sapma açısının takibi oldukça önemlidir. Yani aracın rotası üzerindeki sapma açısı otonom sürüşün en önemli konularından birisidir. Aracın gidişatı sırasında GPS alıcısının gönderdiği geri bildirimleri atalet ölçüm birimi tarafından sürekli incelenerek elektrikli direksiyon  motorlarının hareketi buna göre belirlenir. GPS ölçümlerinde gecikme olma ihtimaline karşı kalman filtresi sistemde yer alan önceki bilgilerin üzerinden yola çıkarak sistemin ölçülemeyen durumları için tahmin üreten bir metot kullanımı ile sapma açısındaki hata oranı oldukça azalmaktadır.

Elon Musk dahil birçok kişiye göre 2050’lerden sonra tüm dünyada sürücüsüz araçlar yaygınlaşacak. Hatta birçok analiste göre otomobil kullanmak tehlikeli olduğu için yasak bile olabilir. Ancak bana göre bir çok otomobil sever ve motorsporcular hala normal otomobilleri ve petrollü araçları kullanmaya devam edecek. Ancak hobi olarak. Tıpkı Geleceğe Dönüş filmindeki diyalogtaki gibi. “İnsanlar sadece spor yapmak ve eğlenmek için yürüyecek ve koşacak.”

Dünya üzerinde her yıl milyonlarca insan otomobil kazalarında ölüyor ve sürücü hataları bu kazaların yaklaşık %95 ini oluşturuyor.

2050 yılının otomobilinden bahsedilirken, 4 tane 0’dan bahsediliyor. 0 kaza, 0 emisyon, 0 ses, 0 araç sahipliği.

Ancak sürücüsüz otomobilin en kötü yanı; hız sınırını aşmayacak olmasıyla ölümleri neredeyse sıfıra indirecek fakat bomboş olan otobanda 120’yi geçmemesiyle yolcuların canını sıkabilir. Bu durumda araçların hem otomatik, hem de manüel mod özelliği olması daha güzel olabilir. Tıpkı uçaklardaki gibi.

İlk sürücüsüz araba, 1926`da radyo sinyalleri ile kontrol edilerek Manhattan´da dolasan Linrrican Wonder´dir.

Gerçek anlamda ilk sürücüsüz araba yani hiç kimse tarafından kontrol edilmeyen, kararlarını kendi veren araç Münih Üniversitesi tarafından geliştirilmiştir. 1987 – 1995 yılları arasında da sürücüsüz araba projeleri gerçekleştirilmiş, Münih´ten Kopenhag´a ve Paris sokaklarında sürücüsüz sürüş gerçekleştirilmiştir.

Toplumun insansız araçlarla ilgili anlamadığı bir şey var: insansız araçların en önemli numarası sen içindeyken arabanın otomatik olarak gitmesi değil. Sen içinde değilken de tek başına gitmesi. Bu çok önemli bir farktır.

İnsanlar birbirine el kol işareti yapan maymunlar gibi selektörle anlaşmaya çalışırken, bu araçlar birbiri ile iletişim halinde ve sürekli etraftaki diğer bütün araçlarla senkronizasyon halinde olacak. Bu sayede birbirine daha yakın, daha hızlı, daha az trafik yaratacak şekilde gidecekler. Kazalar tamamen yok olacak. Çözülen problem artık ben A’dan B’ye en iyi nasıl giderim değil; Bu araçlar A1-B1, A2-B2, .., AN-BN noktalarına toplu halde en iyi, en az trafik yaratacak şekilde gider. Ekonomik anlamda bu kadar kar getirecek bir teknolojinin önünde kimse duramaz.

 

Bilimin, teknolojinin, mühendisliğin böyle bir sıçrama evresinde yaşamak gerçekten heyecan verici.

 

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorum girin.
Lütfen isminizi yazın