PAYLAŞ

İnsanların birbirini canlı olarak pek görmediği, aklınıza gelebilecek her türlü şeyin bilgisayarlar aracılığıyla yapıldığı bir gelecekte Alpha Centauri‘ye ilk ulaşanlar bizler değil, bize çok benzeyen bir tür olacaktır. O ırk ki bizden daha güçlü, zayıf noktalarımızdan arınmış: Daha özgüvenli, ileri görüşlü, becerikli ve tedbirli olmalıdır.

“Yapay zekâ, kendisini geliştirmeyi sürdürebilir ve hatta kendisini yeniden biçimlendirebilir. Son derece yavaş bir biyolojik evrimle sınırlı olan insanlar, bu tür bir güçle yarışamaz.” – Stephen Hawking

“Belki de bizlerin zaman anlayışı daha az zeki atalarımızdan devraldığımız ilkel bir zihinsel yapıydı.” -J.G. Ballard.

Uzayda yaşayan ve Dünya’dan izole olmuş insanların nasıl yönetileceğine, bu yeni toplumlarda çatışmaların nasıl önleneceğine dair siyasi sorunlar var. Bazı bilimciler ve felsefeciler gelecekte ortaya çıkması muhtemel bu medeniyetler için bir “haklar bildirgesi” hazırlamaya giriştiler.

Bu izole kolonilerin kendine özgü kültürleri olacaktır. Bunlar belki kendi dillerini geliştirecek, hatta yeni ırksal ve fiziksel özelliklere bile sahip olabilecekler.

Portland Üniversitesi’nden Cameron Smith’e göre, 2000 kişilik bir uzay kolonisi 300 yıl içinde bizden farklı bir görünüme sahip olacak, farklı davranış biçimleri geliştirecektir; farklı saç yapısı, farklı bir deri, düşük kütle çekimine uygun ve manevra yeteneği daha yüksek bir vücut şekli vb. gibi.

Hatta Smith, bu yeni kolonilerin genetik mühendislik yoluyla yeni organlar bile tasarlayabileceklerine inanıyor; örneğin kozmik ışınlardan korunmak amaçlı organlar, ya da karbondioksitten oksijen sağlamayı kolaylaştırıcı solungaçlar gibi. Böylece Marslı insanlar yapay biyosferden çıkıp yeni evlerine tam olarak yerleşmiş olacaklar. Fakat bu yeni ırka mensup insanlar dünyaya gelirseler bu seferde oksijen soluyamaz ve ölürler.

Rocket Man adlı şarkısında Elton John, “Mars çocuk yetiştirilecek yer değil” diyordu. Fakat “bazı” insanlar önümüzdeki 50 yıl içinde Mars’ta koloniler kurmayı hedefliyor. Belki de daha sonra nükleer yakıtla çalışan uzay gemilerine binip kuşaklar boyu sürecek yolculuklarla daha uzak gezegenlere de gideceğiz.

Daha önceki yıllarda Japonya, Uluslararası Uzay İstasyonu(ISS)’nda Uzay Yavrusu adıyla bir deney üzerinde çalışıyordu. Dondurulmuş fare spermleri birkaç ay boyunca uzayda taşınarak uzayın memelilerin doğurganlığı üzerindeki etkileri araştırılmıştı.

Uzaydaki kolonide doğan ilk kuşağın ebeveynlerinin dünya ile sıkı bağları olacaktır. Asıl onların çocukları ve torunlarının uzayda yaşama uyumunu incelemek en ilginci olacaktır. Onların yuvası dünya değil uzay olacak çünkü. Bu kişilerin Aksanları farklı, evren anlayışları farklı olacaktır.

“İnsan, gezegenini terk edip dış uzaya açılarak bir evrim suçu işlemiş, evrendeki yerini belirleyen kuralları, zaman ve uzay yasalarını çiğnemiştir. Belki de uzayda yolculuk etme hakkı başka bir canlı türüne aitti, ancak işlediği suç yer çekimi yasalarını hiçe sayma girişiminin hak ettiği ölçüde ağır bir cezayı gerektiriyordu. Astronotların mutsuz yaşamları artan bir suçluluk duygusunun tüm belirtilerini sergiliyordu. Alkolizme, sessizliğe ve düzmece bir gizemciliğe gömülmeleri, uzayın keşfinin ahlaki ve biyolojik meşruluğu konusunda ciddi kuşkular doğurmaktaydı.”

“Ne yazık ki etkilenenler sadece astronotlar olmadı. Uzaya her çıkış, seferleri izleyenlerin zihinlerinde izlerini bıraktı. Ay’a her uçuş, Güneş’in çevresinde her yolculuk, zaman ve uzay algılayışlarına hasar veren bir travmaydı. Kaba güçle kendilerini kendi gezegenlerinden atmaları bir evrim korsanlığı eylemiydi, şimdi bunun için zamanın dünyasından sürülüyorlardı.” (James Graham Ballard’ın Yakın Geleceğin Mitosları / kitabından.)

İnsan vücudu esasında simbiyoz yaşam biçimidir. Vücudumuzda, bakteriler gibi onlarca farklı canlı barındırıyoruz. Uzun bir uzay yolculuğunun onları nasıl etkileyeceğini bilemeyiz. İnsan formunun Dünya’daki biçimiyle uzayı, başka gezegenleri kolonize edeceğini düşünmek muhafazakar, türcü (radikal hümanist/faşizan) bir yaklaşımdır. Ay’a yerleşen insanların ikinci veya üçüncü nesli kendini Aylı kabul edecek. Vücut şekilleri Ay’ın Dünya’nın altıda biri yerçekimine uygun hali alacak. Daha ince, daha kısa olabilecekler. Sporları bile farklı olacak. Onların kendi ulusları olacak.

Astronomlar sürekli yaşanabilecek veya üzerinde yaşam olabilecek gezegenler arıyor. Ama büyük ihtimalle başka bir güneş sistemine gidecek teknolojiye eriştiğimizde bir gezegene ihtiyacımız da kalmayabilir. İçinde yaşayabileceğimiz kocaman gemiler yapabiliriz. Bu gemiler uygun güneş sistemlerine gider ve yörüngeye yerleşir. Eğer o güneş sisteminin gezegenleri varsa, hammadde olarak kullanılabilir. Gemi yapmak yerine uygun bir asteroidin içi de oyulabilir.

Peki uzayı, robotlar veya genetiği değiştirilmiş insan türleriyle kolonize etmek nasıl sonuç verir? Büyük ihtimalle bu tür bir yayılma günümüz insanının hayal ettiğinden çok daha farklı olacaktır. İngiltere, Kuzey Amerika’yı kolonize ettiğinde yerleşimcilerin bir veya iki nesil içinde kendilerini Amerikalı kabul edeceğini veya Bağımsızlık savaşı vereceğini hayal ediyor muydu sizce?

İlk olası güneş sistemi savaşını Aylılarla, Marslılarla, Venüslülerle, Merkürlülerle yapacağız ve onlar sizlerin torunu olacak. Uzaylı torunlarınız, böyle bir savaşta çok büyük ihtimal Dünyalı torunlarınızı yenecek, dünyalarına hapsedecek veya yok edecek veya köleleştirecek.

Göklerin bomboş olmasından rahatsız olan modern insan, uzayın engin boşluğuna pek çok araştırma uydusu fırlattı. 20. Yüzyıl’ın iki süper gücü, uzaya çıkan ilk devlet olabilmek için birbiriyle yarıştı. Bu uğurda yapılan çalışmalar birçok insanın ve hatta hayvanın ölümüne neden oldu.

Bilim, bilimkurgudan aldığı bu temelle, artık uzayda kolonileşme fikrine değer vermeye başladı. Çünkü, Dünya’nın ötesinde sonsuz imkanlara ve kaynaklara sahip kocaman bir evren duruyordu. Hem bu imkan ve kaynaklar ve hem de bilinmeyenin cazibesi insanoğlunu yeni dünyalar aramaya itiyor.

Şu an ki teknolojik düzeyimiz göz önüne alınacak olursa, gelecekte bizleri bekleyen ve aşılması gereken bir çok zorluk var. Henüz başka gezegenlerde koloniler kurabilecek yeterlilikte bir uygarlık değiliz; ama bu hep böyle sürmeyecek. İnsanlık günün birinde, pek çok gezegende yaşayan bir yıldızlararası uygarlığa dönüşecek ve bu seviyeye gelebilmek için büyük bedeller ödenecek. Büyük savaşlar yaşanacak.

İnsanlar, modern dönemde savaşın sadece israf ve trajik olduğunu düşünmeye şartlandırıldı. Çoğu durumda gerçekten de öyledir. Fakat “Neye yarar? Hiçbir şey” cümlesi oldukça yüzeysel kalıyor. Savaş, pek çok duruma uygulanabilecek yararlı bir araçtır: Saldırganlığa karşı saldırganları caydırmak, düşman ordularını sona erdirmek, soykırımı durdurmak veya ulusun sahip olduğu ticari değerlerin tedarikini korumak gibi. Birisi arabanıza zorla girmek için tornavida kullandığı zaman tornavidayı değil, araba hırsızını suçlarsınız. Aynı şekilde savaş, hükümet politikasının bir uzantısıdır. Politika ne kadar iyi olursa, savaş da o kadar iyi sonuç verir. Fransa’yı fethetmek için istila etmek bir Nazi suçuydu. Fransa’yı kurtarmak için istila etmek ise Müttefiklerin zaferiydi.

Eli silahlı bir asker geleceği şekillendirebilir veya eli tüfekli birkaç pislik, biraz benzin ile o okulları kül yığınına dönüştürebilir. Bazen şiddeti daha etkili şiddetle karşılamak, barışa bir şans vermek için gereklidir. Hassas hava saldırılarıyla Kolombiyalı FARC isyancılarının ortadan kaldırılma operasyonunu ele alalım. Bu, akıllıca bir güç kullanımıdır. Akıllıca bir savaş, şiddet döngüsü başlamadan önce onu sona erdirebilir. Sun Tzu, “Uygulamalı savaş sanatında en makbul olan şey, düşmanın ülkesini bütün ve sağlam halde ele geçirmektir, parçalamak ve yok etmek o kadar da iyi değildir.” der.

Pentagon‘un, neden Özel Harekat ve Deniz Piyadeleri için V-22 Osprey’i geliştirirken çok fazla zaman, para ve emek harcadığını hiç merak ettiniz mi? Çünkü güçlü bir makinenin yapabileceği her şey orduyu daha hareketli hale getiriyor.

Uçan arabalar ve yörünge ulaşım sistemleri gibi planlar Pentagon’daki gereksiz pahalı araştırmalar gibi görünebilir, ancak akıllı taktikçiler daima hareketliliğin lojistiğini düşünür. Ulaşım, modern savaşın önemli bir unsuru olarak kalacaktır. Heinlein, 1950’lerde Kore’deki savaş alanlarında helikopterlerin yükselişini gördü ve pilotlar ile yolcular arasındaki artan bağımlılığı doğru bir biçimde öngördü.

“Belki günün birinde biz olmadan da yapabilecekler. Belki günün birinde miyop gözlere ve sibernetik akla sahip olan kalın alınlı bir çılgın dahi öyle bir silah geliştirecek ki silah yere dev bir delik açıp, kendi askerlerine zarar vermeden düşmanı ölmeye ya da teslim olmaya zorlayabilecek. Bu olay gerçekleşene kadar bu iş ben ve arkadaşlarıma düşüyor” – Johnnie Rico

Birleşmiş Milletler, Android gelişimine destek veren Savunma Departmanı ve uçak gemilerine kendiliğinden inebilen jetler üretme çabasında olan Deniz Kuvvetleri ile toplantılar düzenliyor.

Kendimizi bilimsel veya teknolojik olarak şu an için mümkün olan şeylerin ötesinde düşünmeye zorlarsak, gelecekte sürprizlere karşı daha hazırlıklı olabiliriz.

Bilimkurgu sayesinde ordunun yüksek rütbeli subayları, strateji uzmanları ve üniformalı personeli olağan planlama döngüleri ile sınırlı değil artık. ABD istihbarat kurumlarının detaylı 10 yıllık öngörüleri ile birlikte, bahsettiğimiz bilimkurgu senaryoları gerçek yaşamın savaş oyununa dönüşüyor. Askeri danışman Eric Simpson şöyle diyor: “İstihbarattakilerin çoğu geleceği hesaba katmıyor. Alınan istihbaratın çoğu bilindik tehditlerden türüyor. Bilindik tehditler, yeni bulgulara karşı. Kurgu, yeni bulgulardan ortaya çıkacak sorunlar hakkında düşünmemizi sağlayacak güzel bir alan…”

Az önce de bahsettiğimiz gibi geleceğin dünyasında insanlığın düşmanı uzaylılar değil, kendi torunları olacak. Güneş sistemine yayılmış, koloni etmiş, değişmiş torunlar…

Onlar kendilerini büyük ihtimalle insan olarak tanımlamayacaklardır. Eğer bu ırkın veya ırkların fiziksel görünüşlerinde çok büyük değişiklik olmazsa, insan olsalar bile Dünyalı olmayacaklar. Onlar kendilerine Aylı, Marslı, Asteroidli, Venüslü, Merkürlü v.b…diyecekler. Ve politik, ekonomik çatışmalar söz konusu olduğunda insanlığın ana gezegeni Dünya her zaman tehdit ve düşman olacaktır.
Güneş Sistemi savaşlarını öngörmek kehanet değildir. Ve sonuçta, Dünyalı torunlarımızın, uzaylı torunlarımız tarafından yenileceği, hakimiyetleri altına girecekleri ihtimali en yüksek olandır…

Ay, güneş sistemini koloni etmesi için en önemli aşama, limandır. Atmosfer dışına çıkmak yerine, Ay’da kurulacak üssün öncü olması daha mantıklıdır. Sonuçta Ay üssü, yapısı nedeniyle güçlü bir askeri gemiden farklı olmayacaktır. Ay’da bir üs kurulduğu zaman oraya gönderilecek personel belli bir IQ üzerinde, alanlarında uzman, becerikli, fiziken sağlıklı olacaktır. Bütün bu özellikleri sıraladığımızda Dünya’daki atalarına mağara insanı gibi bakacak çocuklar ortaya çıkıyor. Ay’a ilk yerleşenler elbette kendini Dünyalı görecek ama ya çocuklar, torunlar…

Aylılar niye Dünyalılardan nefret edecek? Politik ve ekonomik çıkarlar elbette çatışacak. Ötesinde sosyolojik düşmanlıklar olacak. Dünyalılar, düşük yerçekimi nedeniyle uzun boylu, narin Aylılara fizik üstünlüklerini dayatacaklar. Belki mal boşaltılan hangarda, gemi personelleri arasında kavgalar. Aylılar da Dünyalıları, kaba saba, aptal, hayvanlar gibi görecek. Ay’ın Dünya’ya göre kaynakları az olduğundan ilk başlarda sadece sömürülecekler, üstünlüklerini kabul edeceklerdir ama zamanla Aylılar ileri teknoloji üstünlüğü, uzaydan elde ettikleri kaynaklarla ileri geçecekler. Günün birinde Ay gemileri kolayca Dünyalıları gezegenine hapsedebilir. Dünya’yı istila etmeseler bile uzaya çıkmalarını engelleyebilirler. Aylılar, Dünyalılara göre çok değişik bir fikir yürütme, strateji kavramına sahip olabilir.

Ay belki Dünya’ya yakın olduğundan kontrol edilebilir, isyanları bastırılabilir, oluşturabilecekleri tehlikelere önlem alınabilir. Bu Dünyalı yöneticilerin becerilerine bağlı. Ya Mars?

Marslılar, Dünyalı atalarına daha çok benzeyebilir. Sömürge döneminde Avustralya’ya giden Avrupalılar gibi. Mars kolonisi ilk başlarda çok fazla Dünya desteğine ihtiyaç duyacaktır. Malzeme, kaynak, yiyecek, teknoloji, su… Ama zamanla kendi kendileri yeter, Güneş sistemini daha fazla kullanma imkanı bulacaklar. Asteroidlerden buz, maden toplayacaklar. İyi yöneticilere sahip olurlarsa ellerindekini daha iyi değerlendirecek bir sosyal sistem yerleşir ve güçlü bir Mars devleti kurulur.

Dünyalı atalar, tıpkı Aylılar gibi Marslılara küçümseyerek bakacaktır. Sürekli Dünya desteğine ihtiyaç duyacakları ilk dönemlerde belki Dünya’da “Kaynaklarımızı niye Marslılara harcıyoruz?” diye gezegenci politik hareketler güçlenecektir. Marslılar, Dünyalıların onlara tepeden baktıkları, verdikleri desteği başlarına kaktıkları, aşağıladıkları dönemi unutmayacak. Bir gün gelecek “Dünyalılar defolsun!” sesleri yükselmeye başlayacak. Yaşama mücadelesi insanları güçlü ve hırslı yapar. Marslılar, Aylılardan daha fazla Güneş sistemini kullanma, özgürlüklerini daha erken elde etme mücadelesine girebilir. Aradaki avantaj da, prangalarından erken kurtulma açısından avantaj olur. Bir Mars günü bakarsınız kanlı bir isyan çıkmış, Marslılara üstten bakan, beceriksiz, zalim derebeylerine benzeyen Dünyalı yöneticiler katledilmiş.

Marslılar da özellikle kaynakların kısıtlı olduğu, düşman bir gezegene mücadele edilen günler de kendilerine göre sosyo-kültür geliştirecek. Özellikle cinsel yaşam, aile tipleri farklı olabilir. Daha muhafazakar da olabilirler, daha açık, Komünistte olabilirler, faşistte… Çok eşlilik, açık ilişki türleri olabilir. Din konusu Mars için daha önemli. Dünyalı dinler, her gün ölümle yüzleşen, kapalı ortamlarda yaşayan insanlar arasında gücünün her alanda hissettirebilir. Mevcut dinler Marslılara göre adaptasyon geçirebilir ama Aylılar gibi kendilerine özgü inanç yaratma ihtimalleri daha az. Zira Marslılar Dünya’dan giden normal insanlar olacaktır.

Ay, Dünyalı yaşamın suni bir versiyonu olabilir. Mars zor da olsa Dünya’ya benzer bir gezegen yaratma çabasına sahip koloni olabilir ama Venüs… Venüs’ü Dünyalı yaşama uydurmak zor ve pahalı. Ama Venüs’ün bize ölümcül koşullarında yaşayacak bir canlı türü yaratılabilir. Bu daha ekonomik. Genetik teknolojiyle, insandan üstün bir Venüslü ırk oluşturulabilir.

Eğer böyle bir şey olursa elbette Venüslüler, Dünyalı atalarından fizik, kültür, inanç, düşünce olarak çok uzak olacaktır. Venüslüler ve Dünya arasında bir savaş olursa bu bir türün yok edilmesine kadar gidebilir.

Merkürlüler Güneş’e en yakın gezegende olmaları nedeniyle sistemin enerji lordları olacaktır. Ellerindeki hammadde az, ama enerji zengin. Mikro teknolojileri çok hızla geliştirebilirler. Bütün Güneş sistemine enerji sağlar durumda olurlarsa günümüzün petrol zenginleri arap şeyhlerine benzerler. (Bu yüzden Merkür’ü araplardan korumalıyız)

Merkürlüler zor yaşam koşulları nedeniyle Güneş sisteminin en sert, mantıklı, duygusuz, aşırı militarist, agresif insanları olabilir. Merkürlüler robotları en fazla kullanan uygarlık da olabilir.

Asteroidler bölgesi ise vahşi batıya benzeyebilir. Korsancılık, madencilik, serüvencilik. En garip inanç ve yaşam türleri Asteroid klanlarında ortaya çıkacaktır. Belki asteroidler küçük kayalar ama dev gezegenler onların sömürü alanı olabilir. Asteroidler ilk başlarda askeri alanda güçsüz olabilir ama zamanla üstlerinde yaşadıkları kaya parçalarını yok edilmez askeri üslere çevirebilirler. Dünya için Asteroid klanlarının oluşturduğu en güçlü tehlike: kontrol güçlüğüdür. (tıpkı pkk gibi) Ay yakın ve nüfusu az, Mars askeri baskıyla sürekli sömürülebilir ama ya Asteroidliler… (tıpkı Türkiye’nin doğusundaki dağlar gibi) Bunlar çok gözükara olacaktır.

Jüpiter yörüngesindeki aylar, eğer enerji teknolojileri gelişirse insan yaşamına uygun. Hatta Jüpiter minik bir güneş haline bile getirilebilir.

İlk yayılma dalgası değil ama ikinci dalgadan sonra asteroid kuşağı ötesi üstünlüğü ele geçirecek. Özellikle Ay, Mars, Asteroid klanları savaşırsa bu mücadeleden Jüpiter ayları yararlanabilir.

Jüpiter ötesi, Satürn ayları ve diğer gezegenler daha sonranın süper güçleridir…

Yapay uydular, askeri uzay istasyonları değişik bir Güneş sistemi imparatorluğu oluşturabilir. Mesela çok güçlü bir askeri gemi bütün yerleşik sistemleri köleleştirebilir.

İnsan türü biyolojik olarak hızlı evrime müsaittir. Bu nedenle güneş sistemine yayılma aşamasında bilim veya doğal yollarla hızla türleşmeye gidecektir.

Dünya dışına çıkınca insanlık değişecektir. Bu konuda değişik seçimler olacaktır:

1- Androidleşme: İnsanlar giderek biyolojik bir varlık olmaktan çıkabilir.

2- Biyolojik değişimler: İnsanlar doğada olan bazı canlıların yeteneklerini alabilir.

3- Gezegenlere uyum: Gezegenleri değil, insanı yerleşeceği gezegenlere uydurma. Venüs gibi.

4- Siberleşme: İnsanların bedeninden vazgeçme.

Liberalizmin ve ferdiyetçiliğin kişinin özerkliği üzerinde yaptığı aşırı vurgu, aidiyet duygusunu, yani kişinin herhangi bir kolektiviteye ait olma ve o kolektif kimlik içerisinde erime imkân ve arzusunu ortadan kaldırdı. Büyük hedeflerin, yüce ideallerin yokluğunda hayatı anlamsız bulan bireylerin, uğrunda savaşacak hiçbir şeyleri yoktur. Tüm kolektif kimliklerden azade bir hâlde, satın alarak ve tüketerek hayatına anlam katmayı deneyen yalıtık bireyler…

Bu yüzden, liberal dünya son derece sakin, tutarlı ve nispeten özgür olmasına rağmen, onun sıkıcı ve tekdüze olduğu, özellikle insanı motive eden büyük ideallerden yoksun olduğu söylenebilir.

İlerideki yıllarda dünyada eşitlik ideallerinin tamamen terk edileceğini öngörüyoruz. Bilenle bilmeyenin bir olmamasından başlayarak, eşitsizlikle sonuçlanan sonsuz sayıda durum var ve hâl böyleyken mutlak eşitlik ne mümkün ne de arzulanabilir. İnsanlar arasında bilgi, beceri, karakter ve başka farklılıklardan kaynaklı olarak eşitsizliğin ortaya çıkması, hiyerarşilerin de kaçınılmazlığına işaret ediyor.

Gelecekte insanlığa sunulacak olan alternatif iyi anlayışı, kolektif ideal, epik unsur, sabit gelir ve örgütlülükten müteşekkil olacaktır.

Farklı kültürlerin bir aradalığı konusunda gelecekte ısrar edileceğini zannetmiyoruz. Birbirinden farklı unsurlar hoşgörü içinde bir arada yaşayamayabilir. Unsurlardan birisi, diğerlerini ortadan kaldırmak isteyebilir. Biz daha çok ulusal farklılıkların bin yıllarca daha devam edeceğini öngörüyoruz. Dil ve kültür farklılıklarının orta vadede ortadan kalkacağını düşünmek aptallıktır.

Öte yandan bu bir savaştan ziyade bu uluslar birbirleri ile bir yarış ve işbirliğine de dönüşebilir. Uluslar, geçmişleriyle böbürlenmeye dayanan kof milliyetçiliği bir kenara bırakıp geleceğe baksalar daha anlamlı olur. Bilimde yarışan, sanatsal üretimini arttıran toplumlar hayatı daha katlanılır hâle getirecektir kuşkusuz. Nükleer silah üretimine harcanan kaynak ve enerji, pekâlâ uzay çalışmalarına aktarılabilir. Bırakalım Avrupa, Hindistan, Ortadoğu ve Çin apayrı kültürlere sahip olsun. Sentez ve melez olmuyorsa zorlamanın alemi yok. Varsın farklılıklarımızla bir arada olmayıverelim. Ama mesela başka gezegenlere seyahat etmek konusunda bu kültürlerin yarışmalarını ve belki de işbirliği yapmalarını görmek insanlığa heyecan getirirdi.

Bugün, 1950’li ve ‘60’lı yıllarda uzay çalışmalarında yaşanmış olan heyecandan eser yok.

İnsanların günümüzde herhangi bir ideal uğruna parmaklarını kıpırdatmaya mecali yok. Yani bugün ciddi bir motivasyon sorunu var. Tek başına bilim ve mantık bize bu motivasyonu, bu duygusal gereksinimi veremiyor.  Bu yüzden sürekli bir arayış içerisindeyiz.

 

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorum girin.
Lütfen isminizi yazın