PAYLAŞ

Akıllı telefon çağında, bilim kurgu filmleri neden eski ihtişamını kaybetti? 

Bilim kurgu, 70’li yıllarla birlikte ortaya çıkan bir akım gibi gözükse de aslında insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahip. Hayal gücünün olduğu her dönemde, insanlık daha iyi bir gelecek ve yaşam için bilim kurgu sıfatına uyacak hikayeleri bir birlerine anlattı. Uçan gemiler, hizmet için yapılan insansı canlılar, halk hikayelerinde ve mitolojilerde sık sık karşımıza çıkıyor.

Her dönem hayal gücümüz, elimizdeki teknolojiyle harmanladığı gelecek sancısını hikayeler ve resimlerle anlatmaya çalıştı. Denizde yüzmesi için hazırlanan geminin uçabileceği, antik Çin’de, havai fişeklerle bir tahtın yerinden kalkabileceği, su ile çalışan insansı hizmetkarlar gibi fikirler fantastik sosla süslenmiş bilim kurgu örnekleriydi.

İnsanlığın Kurtuluşuna Yazdığı Teknolojik Ağıtlar

Bilim kurgunun bildiğimiz anlamda bir edebiyat dalı olması ve insanları peşinden koşturması 1600’lü yılları buldu. O dönem, emeklemekten hızlı yürüyüşe doğru geçen insanlığı biraz korkutmak biraz da hayrete düşürmek için ilk eserler yazılmaya başlandı. Bu konuya başka bir yazıda yeterli yer vereceğiz.

Kepler’in 1634 yılında yazdığı Somnium adlı eseri, aya yapılan kurgusal bir ziyareti anlatıyordu. Johnannes Kepler her ne kadar ünlü bir astronom olsa da bu eseri bilim kurgu edebiyatının ilk eserlerinden birisi sayılır. 

Bilim kurgu, modern bilimin hayal gücüyle karışarak gelecekte yaşantılara dair ipuçları beslemesini sağlar. Bir nevi, insanlık içinde bulunduğu çağdaki sıkıntıları ve hayatını zorlaştıran koşulları bilim kurgunun gücüyle yenerken hayal gücü kurtuluş için yollar arar.

Tarihe geçmiş tüm ünlü bilim kurgu eserlerinde bu detayı görebiliyoruz. Eminim,  çocukken izlediğiniz bilim kurgu filmlerinde, hastalıkların çözüldüğü, insan ömrünün uzadığı, daha eğlenceli ve yaşanabilir bir hayat olduğuna dair detayları şimdi bile gülümseyerek hatırlıyorsunuz.

Bilim Kurgu Sinemasının Doğuşu 

1800’lü yıllarda çekilen ‘Ay’a Seyehat’ filmiyle birlikte bilim kurgu sinemasının da temelleri atılmış oldu. Teknolojinin hızla geliştiği, politik anlamda da durmadan değişen dünyada insanlık gezegenin hakimi olma ve yaptığı her işte tanrıya meydan okuma konusunda hırslı olduğu bir dönemden bahsediyoruz.

115 yıl önce ilk bilim kurgu filmi “Le Voyage Dans La Lune” ile yeni bir sektör de başlıyordu. 

İlerleyen yıllarda bilim kurgu sineması, hayalperestler ve çocuklara yönelik eserler üretirken 70’li yıllardan başlayan ve 2000’lerin başında bitecek altın çağ dönemi de başlamış oldu. Bu dönemde, robotlar dünyayı ele geçirdi, uzaylılarla savaşmak artık çok kolaydı, insan oğlu çoktan galaksilerin hakimi olmuş hatta farklı türler arasında barışı bile koruyordu.

Altın Çağ ve Çöküş 

Bilim kurgu sineması denilince akla en akılda kalan, Flash Gordon, Star Wars serisi, Star Trek’in film versiyonları, Terminator serisi, Blade Runner, 2001: A Space Odyssey, Back to the Future serisi, Jurrassic Park, Robocop, Matrix, E.T gibi yapımlar. Bu yapımların aklımızda kalmasının en büyük sebebi sadece görsel efektleri değil. Sundukları dünya ister karanlık olsun isterse pırıl pırıl bir gelecek, kullanılan teknolojiler izlerken hayallerimizi süsledi.

Bilim kurgu sinemasının altın çağı daha iyi anlatılamazdı 

Herkesin bilim kurgu diyince aklına gelen bu ilk filmler, gerçekten kullanmak isteyeceğimiz hayattaki sorunları çözen teknolojilerle süslenmişti. 2000’li yıllar geldiğinde artık bilim kurgu sineması yerine, aksiyon filmleri ve süper kahraman filmleri ön plana çıkmaya başladı.

Bilgisayar oyunlarının artan grafikleri ve teknolojileri derken, yapımcılar bilim kurgu eserlerinden uzaklaştı. Dünyayı sarsan Star Wars üçlemesinin yeni serisi bile 2000’li yıllarda, beklenen müthiş ilgiyi göremedi. Oysa ki, eski Star Wars filmlerini, bu türü sevmeyen herkes bile sadece tecrübe etmek için en az bir kez izlemişti.

Bilim Kurgu Nereye Gitti?

İnsanların hayranlıkla izlediği bu tür nereye gitti? Aslında IMDB’den ya da film arşivlerinden biraz araştırma yapınca, 2000’li yıllarda hatırı sayılır şekilde bilim kurgu çekildiğini görüyoruz. Esas sorun, filmlerin eskisi kadar çekilmemesi değil, insanlarda hatırlanacak yanlar bırakmaması.

Son yıllarda akılda kalıcı bilim kurgu filmleri yapılmıyor.  Aslında yakın dönemin en başarılı eseri Interstellar oldu. Benim şahsi fikrim Blade Runner 2049 ve  Arrival’ı da bu listeye eklemekten yana. Akıllı telefonlar ve gelişen teknolojiler sayesinde, efsaneci bilim kurgu filmlerindeki dünyaya biraz daha yakınız.

Pokémon GO, bilim kurgu filmlerinin başarısız olmasıyla ilgili iyi örneklerden biri. Sokaklarda Pokémon avlayacak teknolojiye sahipken, filmlere karşı beklentilerimiz de Everest ile yaraşıyor.

 

Belki tüm sorunlarımız çözülmedi ama, akıllı cihazlar görsel olarak bizi tatmin ediyorlar. Evlerimiz, arabalarımız, telefonlarımız, asansörlerimiz hatta toplu taşıma araçlarımız bile akıllı ürün furyasından nasibini aldı.

Günümüz izleyicisi için artık bilim kurgu filmleri çok az yenilik sunabiliyor. Yeni nesil ve çocuklar için ise bilim kurgu filmlerinin hiç bir önemi yok. 3-4 yaşında tablet kullanmaya başlayan çocuklar 90 öncesi nesil gibi bilim kurgu filmlerinde heyecanlanmıyorlar.

Teknolojinin son geldiği noktanın da tüketim üzerine kurgulanması, yeni eserlerin önünü kesiyor. Pokémon GO ile artırılmış gerçekliğin tadını baktığımız bir dönemde, bilim kurgu eserleri nasıl etkileyici olabilir ki?

Yanlış Kehanetler Heyecanı Azalttı 

Bilim kurgu filmleri bizleri şaşırtan teknolojiler tanıtırken, beklentileri de artırdı. 2000’li yıllarda uçan arabalar, robotlar, uzayda yaşam gibi hayal gücünün sınırlarını zorlayan teknolojilerle birlikte gireceğimizi düşünüyorduk.

Teknoloji sektörünün pazarlama dinamikleri, atlamaların bu kadar keskin olmasına izin vermedi. 2000’lerin başı bir çok teknoloji için geçiş dönemi niteliği taşırken, son 10 yılda akıllı cihazlarla birlikte farklı noktalara ulaştık.

Bilim kurgunun kehanetlerinin yanlış çıkması da eski filmlerin günümüzdeki izlenme değerlerini biraz önemsizleştirdi. İşini sağlama almak isteyen, yönetmen ve senaristler ise günümüz teknolojilerinin bir iki adım sonrasını anlatan eserler ortaya koymaya başladılar.

Bilim kurgu türünün kurtuluş aslında insanlığın geleceğe bakışında yatmıyor. Asimov, bilim kurgunun insanlığın kurtuluşuna yaktığı bir ağıt olarak görmüştü. Bu eserleri üretenler, hazırcı yaklaşımlarla günü kurtaracak işler yapmak yerine, günümüz sorunlarını çözecek yeni fikirler üzerinde kafa patlatmalı.

Blade Runner 2049’da en çok hoşuma giden detaylardan biri, günümüzde hızla artan iletişim sorunları ve yalnızlığa karşı teknolojik bir çözümle cevap vermeseydi. Modern sinemada kurtuluşu, bilim kurgu değil süper kahramanlar ve halktan insanların hikayeleri sağlıyor. Hayal gücünün bu kadar hızlı tüketildiği bir dönemde, bilim kurgu eserlerinin hak ettiği gişe başarılarına kavuşmaları, insanların bakış açılarını da değiştirecek.

Hepimizin daha fazla hayal gücüne ihtiyaç duyduğu bir dönemde yaşıyoruz. Zamanında, ünlü bilim kurgu filmlerinin izleyen bir çok çocuğun şu anda, dünya çapında başarılı bilim adamlarına dönüştüğünü görüyoruz. Bu heyecanı tekrar yaşamak istiyorsak, kısacası kurtuluşumuz bilim kurgu eserlerinin hayal gücüyle süslendiği eski günlerine dönmesi için tüketici gücümüzü kullanmak da gizli….

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorum girin.
Lütfen isminizi yazın